blog3-1

İtibar ve Karakter

Itibarı yaşadığın ortam belirler
karakteri, inandığın doğrular…
Itibar, sandığın şeydir;
karakter ise olduğun…
Itibar fotoğraftır;
karakter ise yüz…
Itibar dışardan gelir;
karakter ise içten…
Itibar, yeni bir topluluğa girdiğinde sahip olduğundur; karakter giderken elinde olan…
Itibarın bir anda olur;
karakterin, ömür boyunca…
Itibarın bir saatte öğrenilir;
karakterin bir yılda açığa çıkmaz…
Itibar mantar gibi büyür;
karakter sonsuza kadar sürer…
Itibar zengin veya fakir yapar;
karakterse mutlu ya da mutsuz…
Itibar insanların mezar taşına kazıdıklarıdır; karakter meleklerin Tanrı huzurunda senin için söyledikleri…
William Hersey Davis00

muhendisname_51

İTÜMD Yeni Mentorluk Programı 2018-2020

İTÜ Mezunlan Derneği tarafından İTÜ’lü öğrencilerin, hem öğrenim hem de iş yaşamına hazırlık ve kariyer yol haritalarını belirleme süreçlerini desteklemek amacıyla hayata geçirilen Mentorluk Programı’nın yeni dönemi için hazırlıklar tamamlandı. Yeni dönem öncesinde mentorlar ve menteelerle süreç içinde optimizasyonu, etkinliği ve performansı artırabilmek hedefiyle atölye çalışmaları gerçekleştiren KA Danışmanlık Kurucusu ve Yönetici Direktörü Sami Bugay ile program ve mentorluk hakkındaki detayları konuştuk.

Bu yıl Mentorluk Programı’na yeni bir soluk getirdiniz. Neler yaptınız, yeniliklerden bahsedebilir misiniz?

İTÜ Mentorluk Programı çok güzel bir altyapıyla başlamış. Süreç içinde programa katılanlar ve ayrılanlar olmuş. Programın en başında mentorluğa yönelik bir eğitim verilmiş ama yıllar içinde bu tazelenmemiş. Gelinen noktada bir standart altyapı yoktu. Mentorluk, bir alanda deneyimi olan kişilerin, gönüllü olarak bu deneyimlerini, bilgi ve tecrübelerini karşısındakinin başarısını desteklemek üzere aktarması ve yürüdüğü süreç içinde de yol gösteriyor olmasıdır. Biz bu sene bunu kapsam olarak İTÜ Mezunları Derneği’nde biraz daha genişlettik. Bir kişiye bir alanda mentorluk yaparken, onun gitmek istediği yönle ilgili de bir hizalanmaya ihtiyacınız var. Kişi neden o alanı istiyor? Onu orada çeken ne var? Buradaki davranış değişikliğini nasıl gerçekleştirebilir? Bu alanda başarılı olabilmesi için perspektifinde ya da algısında neyi dönüştürmeye ihtiyacı var? Bu sorularla derinleşmeye başladığımız zaman işin içine koçluk yetkinlikleri de giriyor. Bu programın içinde bu alanlarda da derinleşme şansına sahip olduk.

Tabii bunun sonu yok. Mentorluk eğitimlerini verdik, bu iş bitti diyemeyiz. Bu yüzden önümüzdeki sene bu programın devamında, bu eğitimi almış olan arkadaşlarla bilgilerini biraz daha parlatmak, daha derinleştirmek ve yeni gelecek olanlara da bu programla uyumlu

olmalarını sağlamak için tekrardan, sıfırdan bir eğitim açmak anlamlı olacaktır.

Mentorluk Programı için İTÜ Mezunları Derneği’yle iş birliğiniz nasıl gerçekleşti?

Ben 2016-2018 yılları arasında Türkiye’deki Uluslararası Koçluk Federasyonluğu’nun başkanlığını yaptım. International Koç Federation (ICF), dünyada 140’tan fazla ülkede 33 binden fazla üyesi olan ve 30 yıldır koçluk üzerine standartları belirleyen, koçluk adına dünyadaki en büyük organizasyon. İTÜ yönetim kurulundan Erdem Türkkal bir gün beni aradı ve böyle bir programa başlayacağız, bir İTÜ’lü olarak gelip fikirlerini paylaşır mısın dedi. Sonra İTÜ Mezunları Derneği Başkanı Veli Tan Kirtiş’le konuştuk. KA Eğitim Danışmanlığı olarak destek vereceğimizi ifade ettik. Programa neleri koyacağımızı, nasıl en iyi şekilde zamanı kullanarak aktarabileceğimizi çalıştık ve nisan ayında başladık. İTÜ’deki programın tamamını ben verdim.

Programın hedefi ne?

Bu programın hedefi İTÜ içinde verilen mentorluk servisini homojen standart bir yapı haline getirmek, mentorluk veren herkesin bu süreçten geçmesini sağlamak, kişilerin ellerine sadece konuyu denetlemek ve aktarmak haricinde kullanabilecekleri araçlar vermek. Mentee tarafında ise mentorluğu neden almak istediklerini

düşündürmek. Bu süreci hem gönüllü olarak verecek kişiyi hem de alacak kişiyi bir beklenti perspektifinde hizalamak ve kişilerin kendi tecrübelerini, bilgeliklerini bir metodolojiyle birlikte vermelerini gerçekleştirmek. Yaptığım işte çok yetkili olabilirim ancak bu bilgiyi size nasıl aktaracağımı, sizin beklentilerinizde bendeki kaynakları nasıl hizalandırabileceğimi bilmiyorsam, o zaman size faydam ne kadar istesem de çok düşük seviyede kalır. Bu süreçte hem servisi veren hem de servisi alan kişiler adına optimizasyonu, etkinliği ve performansı artırabilmeyi hedefledik.

Atölye çalışmaları nerede gerçekleşti? Şu ana kadar kaç tane mentora eğitim verdiniz?

İTÜ Mezunları Derneği’nin büyük toplantı odasında yaptık. Her program üç buçuk saat sürdü. 200’e yakın mentorla çalıştık. Şu ana kadar 14 tane sınıf yaptık.

Atölye çalışmasında neler yapıyorsunuz?

Uygulamaya yönelik olarak çalışıyoruz. Mentorlar, menteelerin hedefleri doğrultusunda onlara anlamlı bir destek verebilirler. Mentorluk yaparken karşımızdaki kişinin neye değer verdiğini, onun için nelerin önemli olduğunu, dünya görüşünün ne olduğunu, hangi perspektiften dünyaya baktığını merak edip, buralardan biraz daha bilgi toplayıp ilerlersek, gitmek istedikleri yolla ilintili daha iyi destek verebiliriz. Karşılıklı bilgi seviyesini ve beklentilerin neler olacağını net olarak ortaya çıkartıyoruz. Bu çok önemli bir şey.

Herkes mentor olabilir mi? Mentorlukta önemli olan ne?

Çok sevdiğim sözlerden bir tanesi var: Bir niyetiniz varsa, bir yol da vardır. Bence mentorlukta almak ve vermek zamanı var. Burada yaptığımız gönüllülük üzerine olan bir proje. Mentorlukta artık biriktirdiklerinizi geri vermeye başladığınız bir alandan bahsediyoruz. Aldıklarınızı geri vermeye niyet ettiğiniz, bilginizi ve bilgeliğinizi paylaşmaya başladığınız yer. Buna niyet ettiyseniz yapabilirsiniz ancak karşınızdakinin iradesini kırmadan bu işi nasıl yapabileceğinizi öğrenmeye ihtiyacınız var. Ben siz değilim. Sizin yetenekleriniz, yetkinlikleriniz, içinde bulunduğunuz sistem, ortam, kontakta olduğunuz kişiler, yetiştirilme tarzınız bugünkü varlığınıza etki eden şeyler. Zihinsel esnemeye ihtiyacınız var mentor olarak. Bunu da en kolay koçluk yetkinliklerinizi ya da bir kişiyi destekleme yetkinliklerinizi o kişi merkezli yapmaya başladığınız andan itibaren yapabilirsiniz.

Yani menteenizin bugünkü dinamiklerinde ne var ve bu sektöre nasıl giriş yapabilir diye bakmaya başladığınız zaman anlamlı bir sonuca gidebilmek mümkün.

Menteelerin beklentileri veya yaşadıkları problemler neler?

En önemli başlıklardan bir tanesi gelen menteenin hangi sebeple mentorluk almak istediğine dair kafasında anlamlı ve geleceğe yönelik çerçeve olmaması. Ben nereye gitmek istiyorum, bu zamanda maksimum faydayı nas alırım, mentorluk programı benim hangi ihtiyacımı karşılasın dediği anda aslında olay çok farklı bir aşamaya gelecek. En çok burada bir gelişim alanı görüyoruz.

Mentor ve mentee eşleşmesinde önemli olan noktalar var mı?

Tabii ki kişinin okuduğu bölümden birisinin ona perspektif vermesi ve bu işi uzun zamandır yapmış olan birisinin mentorluk ediyor olması değerli. Ancak en önemlisi başlı başına mentorluk veriliyor olması; çünkü hepimiz farklı kaynaklardan aynı zamanda çıksak da belli bir perspektifle çıkıyoruz. Farklı bir perspektiften iş dünyasına ait ve geleceğe dair bir şeyleri duyuyor olmak da çok değerli.

2005 yılından bu yana bütün birikiminizi Bütünsel Takım Koçluğu kitabında topladınız. Bu kitaptan biraz bahsedebilir misiniz?

Bütünsel Takım Koçluğu, hem meslektaşları için koçluk yapan profesyoneller hem takım yöneten yöneticiler hem de bir takım üyesi olarak bir takımda var olan kişiler için yazılmış bir kitap.

Bir Türk tarafından yazılan ve Türkiye’de çıkan ilk takım kitabı olma özelliğine sahip, yarısı teori yarısı ise uygulamaya yönelik. Yakın zamanda İngilizce versiyonu Amazon’da satılacak.

SAMİ BUGAY HAKKINDA

İşçi bir ailenin çocuğu olarak İstanbul’da dünyaya gelen Sami Bugay, İTÜ Matematik Mühendisliği lisans öğreniminden sonra İÜ İşletme Fakültesi’nde International Management programını tamamladı. İlk koçluk eğitimine 200A yılında başlayan ve sonrasında altı farklı koçluk okulunun programlarını tamamlayan Bugay, 6 bin saatin üzerinde koçluk deneyimine sahip. KA Danışmanlık’ın Kurucusu ve Yönetici Direktörü olan Bugay’ın çalışma alanları arasında bireyler, kurumsal lider gelişimi, organizasyonlarda üst seviyeye hazırlanan yeni yöneticiler, girişimci yöneticiler, kurumsal ve kişisel değişim bulunuyor. Bugay, 2016-2018 döneminde International Coach Federation Türkiye Başkanı olarak görev yaptı. Bütünsel Takım t Koçluğu kitabını yazdı.

clock-1461689_1280-e1488220928461-1

Kariyeriniz Derinliklerinde Gizli Kalmış Yetenekler, Beceriler Olabilir

Yeteneklerimizin ne kadar farkindayiz? Yetenek, yetkinlik, beceri bircok kavram var konusulan yazilan, okudugumuz, bize soylenenler. Peki biz kendimizi ne kadar taniyoruz? Kariyer hikayemizi ne kadar onemsiyoruz. Sadece bir CV ile veya ruzgarin bizi nereye goturdugune, savurduguna gore mi, yoksa planladigimiz bir kariyer yolculugunun detaylarinda bilincli tercihlerimizle mi sekilleniyor kariyerimiz?
Bu yazi uzun zamandir gerceklestirdigim kariyer gelisim koclugu seanslarinda gordugum ve cok onemli buldugum bir konuda.“Bircok kisi – bunu abartmiyorum – kariyer yolculugunda kazandigi tecrubelerin onemli bir kismini gormuyor, goremiyor cunku bakmayi bilmiyor” Bunu insanlarin tecrubelerini abarttiklari icin degil; tam tersi becerilerinin, yeteneklerinin bir kisminin farkina varamamalari nedeni ile, kendilerini yeterli veya kuvvetli goremedikleri icin soyluyorum. Nereye, hangi yone , nasil, gitmek konusundaki kararsizlik, kariyer konusunda doyum yasayamayan bir birey meydana getiriyor.
Gunluk veya kariyer hayatimizda gerceklestirdigimiz secimlerin, aldigimiz kararlarin, korkularimizin, basarilarimizin herbiri bizim yeteneklerimizi sergileyebildigimiz birer alan,  firsat. Bu alanlara derinlemesine baktiginizda, mutlu yani doyumda oldugunuz anlar yeteneklerinizi sergilediginiz anlar olabilir. Kariyere de bu bakis acisindan bakmak, ustesinden geldiginiz islere yuzeysel degil, derinlemesine bakmak, sahip oldugunuz yetenekleri gormenizi saglar.  Bunlari yapmak icin kisinin kendisini tanimasi, sinirlarini bilmesi, kendisini sinirlamasi acisindan degil, neleri basarabilecegi acisindan cok onemli. Ustesinden geldiginiz basit bir gorev, is, proje bile kendi icinde bircok beceriyi ve yetkinligi icerir. Verilen hatali bir karar, yapilan bir yanlis icinde ogrenilen bir cok yeni bilgiyi, aydinlanmayi icerir.  Kimse yaptigi hatalari hatirlamak istemez, cunku kulturumuzda hata yapmak olumsuz ve kotudur, ancak buna ragmen, sadece yaptigimiz hatalari derinlemesine inceleyerek, tecrube ile ogrendigimiz bir cok yeni bilgiye, beceriye erisebiliriz. Kariyerimizde unuttugumuz veya bize kucuk gelen bir “basari”yi hatirladigimizda sahip oldugumuz degerleri ve becerileri gorecegiz.

Zamanin nasil gectigini unutarak, ic motivasyonumuz ile yaptigimiz bir calisma, bir is, bir proje, sahip oldugumuz bir yetenegi, kuvvetli oldugumuz bir davranisi – yetkinligi ortaya cikartabilir, cikariyor da; bunun olacagini aklimizin ucundan dahi gecirmeyiz o anda.

Yeteneklerimizin neler basardigini dusunmedigimizde, buna kafa yormadigimizda; kariyerimizin nasil gelistigini, bugune hangi beceriler ile geldigimizi goremiyorsak, kisa vadede veya uzun vadede hedefimizin ne olacagini kestirmek, ve oraya dogru gitmek nasil mumkun olacak?
Kariyer gelisimine bir cok kisi malesef hala, egitim almak olarak bakiyor. Sirketlerinde egitime gitmediklerinden kariyerlerinin gelismedigini, durduguna inanan bir cok insan var. “Kariyer Yolculugu”nu duyduklarinda, “kariyer aracinin” surucu koltugunda insan kaynaklarinin veya kendi yoneticilerinin oturduguna inanan, oturmasini bekleyenler var. “Yoneticim ve insan kaynaklari beni terfi ettirmedi” ne kadar bildik bir soylem. Bu artik uzun zamandir kesinlikle boyle degil. Herkes kendi “kariyer aracinin sofor koltugunda” kariyer direksiyonunu tutuyor, kendi kariyerini yonetiyor.

Siz neredesiniz? Kariyer ile iliskinizde neler oluyor?


Suan bile, bu yazinin her kelimesini yazarken ben, okurken siz, bulundugunuz-bulundugum noktadan farkli bir yere gidiyorsunuz- gidiyorum. Er ya da gec calisan calismayan profesyonellerin gidecegi bilinc seviyesi bu: “Kendi kariyerimizi kendimiz sekillendiririz” Yan departmandaki bir kisi terfi ettiginde arkasindan konusan olmak mi, yoksa gorev degisikligine, daha fazla sorumluluga, risk almaya, konfor alaninin disina cikmaya dogru meydan okumak mi? Her iki yon de birer secim, bilincli yapilmasi gereken, tessadufi olmayan.
Baslangic noktasi neresidir? sorusu anlamli olabilir. Benim cevabim kendini tanimak, degerlerinin, guclu alanlarinin, yeteneklerinin, basarilarinin farkina varmak olacak. Herkes basarmak icin ihtiyac oldugu tum kaynaklara sahip. Sahip olunan basari, beceri, yetenek gibi kaynaklariniz kariyer hikayenizin – oz gecmisinizin icinde gizli kalmis olabilir. Simdi hazine avcisi ismi aklima geliyor bunlari yazarken; talent acvisi ismi de buraya iyi oturuyor. Kariyerinizin derinliklerinde unutulmus becerileriniz yetenekleriniz, yeniden kesfedilmeyi bekliyor olabilir. Kariyer Gelisimi konusunda gerceklestirdigim calismalarda, bir cok danisanim, kendileri ile ilgili sahip olduklari yetenekleri fark ettiklerinde, sanki yeni birsey ogrenmis gibi davrandilar. “Kaybettiginizi dusundugunuz ve cok deger verdiginiz birseyi buldugunuzda yasadiginiz sevinc gibi” bir duygu yasiyorum diye ifade etmisti bir danisanim. Evet insanin kendisini tanimasi, kariyerinin surucu koltugunda oldugunu hissetmesi guclu bir duygu gercekten. Gelisiminize engel olan her ne varsa gorunur olmasi, onlari birer birer asacak aksiyonlari planlamak ve gerceklestirmek ust seviyede bir baglilik gerektiriyor, bunu aksatmadan yapmak ve takip etmek icin disaridan bir goz, bir danisan, mentor, koc sizi ulasacaginiz hedefe odaklayacaktir, daha hizli varmanizi saglayacaktir.
Sevgiler

travel-2

Ergenlik Dönemindeki Çocuklarda Özgüven Duygusunun Kaynakları

Ergenlik Dönemi
Fiziksel doğum, bebek anne rahminden ayrıldığı ve göbek bağı kesildiğinde yaşanır ancak ruhsal doğum ergenlik dönemi ile başlar. Ergenlik dönemi bu nedenle insan yaşamında önemli bir eşiktir.

Ergenlik, insanın kendi bireyliğinin ayırdına varması demek. Çocukluk çağı boyunca kendisini az ya da çok anne ve babası ile iç içe hisseden, kendi varlığını anne-babasından ayrı olarak düşünemeyen genç, gelişen zekası ve olgunluk seviyesi sonucu varoluşsal yalnızlığını idrak eder: Kendi bedeni ve ruhsallığı içinde, tıpkı başka herkesin yaptığı gibi yaşamsal bir mücadelenin içine girmesi gerekmektedir…

Kendi yaşamının sorumluluğunu taşımak düşüncesi, bir çocuk için, aklının alamayacağı bir şeydir ve anne-babasının sağladığı koruma, bakım ve sevgi sayesinde çocuk bu farkındalıktan korunur. Ergen ise işin başa düştüğünü bilecek kadar büyümüştür ve bu özellikle başlangıçta oldukça kaygı uyandırıcı bir durumdur. Ergenlik dönemindeki genç, içinde, bir yandan geride bıraktığı çocuksu cennet hayatının yasını tutarken bir yandan da kendi kişiliğini, gücünü keşfetmenin arayışına girer fakat henüz kendisini deneyimsiz ve bilgisiz hissetmektedir. Bu nedenlerle, hüzün duygusunun da oldukça kuvvetle hissedildiği bir dönemdir ergenlik.

Ergenlik Döneminda Özgüven
Özgüven kavramının iki basamağı vardır. Birincisi, insanın yaşamda kendisine de yer bulunduğuna olan inancıdır; işgal ettiği yeri ve statüyü kendine hak görebilmesidir. İkincisi ise yaşamda aktif olmaya, karar vermeye, istemeye, plan yapmaya, hareket etmeye cesaret edebilmektir.
Ergenlik dönemi ndaki gencin iki büyük keşfi bireyselliği ve cinsiyetidir. Ergenin özgüven duygusunu arttıran temel öğe de bu iki alanda kendisini ifade etme imkanı bulabilmesidir.

Ergenlik dönemi, kendi kişiliğini bulma dönemidir ve kişilik deneyim olmadan gelişmez. Ergen, önce “Ben” dediği şeyi deneyimlemek ister. Bunun yolu öncelikle “Hayır.” demektir. Bu çağdaki gençler kendilerine özgü konuşma biçimleri icat ederler örneğin. Kendi aralarında bilinen yeni kelimelerle konuşur, yetişkinlerde görülmeyen jest ve mimiklerle farklarını ortaya koyarlar. Bu, “Sizin gibi değil kendimiz gibiyiz.” demenin bir sembolü… Eski müzikler sıkıcıdır, anne-babaların kuşağının yaşam tarzları, giysileri, zevkleri ise artık geride kalmış ve ters-yüz edilseler çok daha iyi olacak şeylerdir. Önceki dönemlerde büyük oranda anne ve babayı taklit veya kendini anne ve babaya beğendirmek amacıyla geliştirdiği davranışlardan sonra çocuk artık ailenin dışındaki özdeşim kaynaklarına da yönelir. Film yıldızları, müzisyenler, sporcular ya da arkadaş çevresinde saygınlık kazanmış diğer kişiler cazibe merkezi haline gelir. Bu kişiler, toplumda kabul edilir olmak, tıpkı onlar gibi değer verilen biri olmak maksadıyla örnek alınır. Özdeşim merkezinin aileden topluma kayması insan gelişiminin doğal ve gerekli bir adımı olmakla birlikte bu tip ergensi hayranlıkların ne düzeyde derinlemesine, kuvvetli yaşanacağı ergenin içsel olarak kendine olan inancı ve değerli hissedişine bağlıdır. İçsel olarak kendini zayıf hissetme hali, güçsüzlüğün üstesinden gelmek için, görkemli görünen bazı toplumsal kahramanlara aşırı bir öykünme ile sonuçlanabiliyor. Hatırlanması gereken şey, böyle bir durumda sorunun öykünme hali değil içsel olarak zayıf hissetmek olduğudur.
Bu çağdaki gençlerin farklı olmaya uğraşmalarının altında yatan kilit sebep gençlerin kendilerini tanımamaları ancak “büyükleri” görüp biliyor olmaları… Bunun sonucunda, kendilerini ifade edebilmelerinin tek yolu “Büyükler gibi olmamak.” üzerinden kurulabiliyor. Günümüzde film ve müzik yıldızlarının çoğunluğu ergenlere hitap etmek amacıyla ürün ortaya çıkarmaktadırlar ve giyimleri, sözleri ve davranışları ile tam da bu ergensi aykırılık ve farklılık beklentisini karşılayacak tipteler. Benlik denilen kavramın ilk hareket noktası bu farklılaşmadır ve ebeveynlerin aile içinde gencin farklılığına yer açabilmesi, arayış içinde olmasından dolayı genci suçlamaması özgüven gelişimi için gülü bir destektir. Ebeveynin, gencin yaptıklarını kabul etmesi demek değil bu. Gencin hala kendisine sınır koyulmasına ihtiyacı vardır ancak içinde kıpırdanan benlik arayışları ve bazen aşırıya kaçması nedeniyle suçlanması ve kuvvetle bastırılması aynı zamanda kişilik gelişiminin bastırılması demektir.

On yaş civarı bir dönemden itibaren kız çocukların anneleri ve erkek çocukların da babaları ile bir özdeşim ilişkisine girme ihtiyaçları doğar. Çocuklar artık kendilerini büyüyüp bir kadın ya da erkek olacak bireyler olarak gördüklerinden, kendi cinsiyetlerinden olan ebeveyne bir bağlılık geliştirirler. Baba, oğluna erkek olmayı öğretir ve anne de kızına bir kadın olmayı. Bu ilişkinin sağlıklı kurulabilmesi için ise diğer ebeveynin onayına ihtiyaç vardır. Oğulun baba ile kurduğu ilişkinin anne tarafından ve kızın anne ile kurduğu ilişkinin baba tarafından saygı görmesi gerekir. Bu yolla genç kendi cinsiyetini kavrama imkanı bulur. Anne ve babasından beslenerek akran gruplarına açılan gençler, kendilerini ispat çabasını daha az duyarlar ve şaşkınlık veya güvensizlikleri daha hafiftir.
Ergenlik döneminde, önceki çocukluk döneminde aile ve yakın çevreden alınan değerlerin tahrip edilmesi, bazen önceki değerler ile çelişen yeni değerlere yönelme eğilimi genç için bir suçluluk duygusu kaynağıdır. Bu suçluluğu taşıyamayan genç kendini büyüyüp kişiliğini bulmaktan alıkoyar. Bu dönem içinde gencin kendi kimliğini bulması bir isyan hareketi ile başlasa da ilerleyen zamanda oluşması gelişimin önünü açacak temel cümle “Kendimi keşfedebilmek için size değil benim varlığımı biçimlendirmeye yönelik beklentilerinize “Hayır.” diyorum ve bugüne dek bana verdiklerinizi de alarak kendime özgü yolculuğuma çıkmaya cesaret ediyorum.” diyebilmektir.