clock-1461689_1280-e1488220928461-1

Kariyeriniz Derinliklerinde Gizli Kalmış Yetenekler, Beceriler Olabilir

Yeteneklerimizin ne kadar farkindayiz? Yetenek, yetkinlik, beceri bircok kavram var konusulan yazilan, okudugumuz, bize soylenenler. Peki biz kendimizi ne kadar taniyoruz? Kariyer hikayemizi ne kadar onemsiyoruz. Sadece bir CV ile veya ruzgarin bizi nereye goturdugune, savurduguna gore mi, yoksa planladigimiz bir kariyer yolculugunun detaylarinda bilincli tercihlerimizle mi sekilleniyor kariyerimiz?
Bu yazi uzun zamandir gerceklestirdigim kariyer gelisim koclugu seanslarinda gordugum ve cok onemli buldugum bir konuda.“Bircok kisi – bunu abartmiyorum – kariyer yolculugunda kazandigi tecrubelerin onemli bir kismini gormuyor, goremiyor cunku bakmayi bilmiyor” Bunu insanlarin tecrubelerini abarttiklari icin degil; tam tersi becerilerinin, yeteneklerinin bir kisminin farkina varamamalari nedeni ile, kendilerini yeterli veya kuvvetli goremedikleri icin soyluyorum. Nereye, hangi yone , nasil, gitmek konusundaki kararsizlik, kariyer konusunda doyum yasayamayan bir birey meydana getiriyor.
Gunluk veya kariyer hayatimizda gerceklestirdigimiz secimlerin, aldigimiz kararlarin, korkularimizin, basarilarimizin herbiri bizim yeteneklerimizi sergileyebildigimiz birer alan,  firsat. Bu alanlara derinlemesine baktiginizda, mutlu yani doyumda oldugunuz anlar yeteneklerinizi sergilediginiz anlar olabilir. Kariyere de bu bakis acisindan bakmak, ustesinden geldiginiz islere yuzeysel degil, derinlemesine bakmak, sahip oldugunuz yetenekleri gormenizi saglar.  Bunlari yapmak icin kisinin kendisini tanimasi, sinirlarini bilmesi, kendisini sinirlamasi acisindan degil, neleri basarabilecegi acisindan cok onemli. Ustesinden geldiginiz basit bir gorev, is, proje bile kendi icinde bircok beceriyi ve yetkinligi icerir. Verilen hatali bir karar, yapilan bir yanlis icinde ogrenilen bir cok yeni bilgiyi, aydinlanmayi icerir.  Kimse yaptigi hatalari hatirlamak istemez, cunku kulturumuzda hata yapmak olumsuz ve kotudur, ancak buna ragmen, sadece yaptigimiz hatalari derinlemesine inceleyerek, tecrube ile ogrendigimiz bir cok yeni bilgiye, beceriye erisebiliriz. Kariyerimizde unuttugumuz veya bize kucuk gelen bir “basari”yi hatirladigimizda sahip oldugumuz degerleri ve becerileri gorecegiz.

Zamanin nasil gectigini unutarak, ic motivasyonumuz ile yaptigimiz bir calisma, bir is, bir proje, sahip oldugumuz bir yetenegi, kuvvetli oldugumuz bir davranisi – yetkinligi ortaya cikartabilir, cikariyor da; bunun olacagini aklimizin ucundan dahi gecirmeyiz o anda.

Yeteneklerimizin neler basardigini dusunmedigimizde, buna kafa yormadigimizda; kariyerimizin nasil gelistigini, bugune hangi beceriler ile geldigimizi goremiyorsak, kisa vadede veya uzun vadede hedefimizin ne olacagini kestirmek, ve oraya dogru gitmek nasil mumkun olacak?
Kariyer gelisimine bir cok kisi malesef hala, egitim almak olarak bakiyor. Sirketlerinde egitime gitmediklerinden kariyerlerinin gelismedigini, durduguna inanan bir cok insan var. “Kariyer Yolculugu”nu duyduklarinda, “kariyer aracinin” surucu koltugunda insan kaynaklarinin veya kendi yoneticilerinin oturduguna inanan, oturmasini bekleyenler var. “Yoneticim ve insan kaynaklari beni terfi ettirmedi” ne kadar bildik bir soylem. Bu artik uzun zamandir kesinlikle boyle degil. Herkes kendi “kariyer aracinin sofor koltugunda” kariyer direksiyonunu tutuyor, kendi kariyerini yonetiyor.

Siz neredesiniz? Kariyer ile iliskinizde neler oluyor?


Suan bile, bu yazinin her kelimesini yazarken ben, okurken siz, bulundugunuz-bulundugum noktadan farkli bir yere gidiyorsunuz- gidiyorum. Er ya da gec calisan calismayan profesyonellerin gidecegi bilinc seviyesi bu: “Kendi kariyerimizi kendimiz sekillendiririz” Yan departmandaki bir kisi terfi ettiginde arkasindan konusan olmak mi, yoksa gorev degisikligine, daha fazla sorumluluga, risk almaya, konfor alaninin disina cikmaya dogru meydan okumak mi? Her iki yon de birer secim, bilincli yapilmasi gereken, tessadufi olmayan.
Baslangic noktasi neresidir? sorusu anlamli olabilir. Benim cevabim kendini tanimak, degerlerinin, guclu alanlarinin, yeteneklerinin, basarilarinin farkina varmak olacak. Herkes basarmak icin ihtiyac oldugu tum kaynaklara sahip. Sahip olunan basari, beceri, yetenek gibi kaynaklariniz kariyer hikayenizin – oz gecmisinizin icinde gizli kalmis olabilir. Simdi hazine avcisi ismi aklima geliyor bunlari yazarken; talent acvisi ismi de buraya iyi oturuyor. Kariyerinizin derinliklerinde unutulmus becerileriniz yetenekleriniz, yeniden kesfedilmeyi bekliyor olabilir. Kariyer Gelisimi konusunda gerceklestirdigim calismalarda, bir cok danisanim, kendileri ile ilgili sahip olduklari yetenekleri fark ettiklerinde, sanki yeni birsey ogrenmis gibi davrandilar. “Kaybettiginizi dusundugunuz ve cok deger verdiginiz birseyi buldugunuzda yasadiginiz sevinc gibi” bir duygu yasiyorum diye ifade etmisti bir danisanim. Evet insanin kendisini tanimasi, kariyerinin surucu koltugunda oldugunu hissetmesi guclu bir duygu gercekten. Gelisiminize engel olan her ne varsa gorunur olmasi, onlari birer birer asacak aksiyonlari planlamak ve gerceklestirmek ust seviyede bir baglilik gerektiriyor, bunu aksatmadan yapmak ve takip etmek icin disaridan bir goz, bir danisan, mentor, koc sizi ulasacaginiz hedefe odaklayacaktir, daha hizli varmanizi saglayacaktir.
Sevgiler

sikayet-1

Şikayetle Başa Çıkmak İçin Koçluk Yaklaşımı – Peki İstegin Nedir?

Bir insan gunde ortalama 15-30 kere sikayet eder. Bir kisiyi sikayetci olarak isimlendirmeden once sikayet etmenin psikolojisini anlamak dogru olacaktir. Sikayet etmek sikayet eden icin psikolojik olarak rahatlatlatici bir ‘iyi hissetme’ etkisi yaratmaktadir. Insanlar icin temel ihtiyaclarindan birisi ‘digerleri ile baglanti kurmak, baglanma arzusu’dur. Insanlar sikayet etmeyi gercekte yakinlik olusturmak icin kullanmaktadirlar. Mesela asansorde tanimadiginiz insanlarla iletisime gecmenin yolunu arariz ve bunun icin bircogumuz havanin ne kadar sicak veya soguk oldugundan bahseder yani sikayet ederiz. Havaalaninda ucagin gec kalmasindan bahsederiz yanimizdaki tanimadigimiz yabanci ile iletisime gecmek icin. Sikayet ayni zamanda iletisime gecmek istedigimiz kisi ile aramizda bag yaratmaya – dayanisma olusturmamiza zemin olur.
Istisnasiz her isyerinde birseylerden sikayet eden inanlar vardir degil mi? Isyerinde aradigi huzuru bulamayan insanlar, olumsuz ic seslerinin etkisinde kalmis, “kurban”rolunu oynayanlar. Yani bu kisiler disardan boyle gorunurler. Bu kisiler size teker teker hangi departmanin ne hata yaptigini, hangi yoneticinin yanlis kararlar aldigini, yoneticilik yapamadigini, sirket liderlerinin nasil hatali kararlar aldiklarini, nasil etkisiz yonettiklerini detayli sekilde kendi acilarindan anlatirlar. Kahve molalarini, ogle yemeklerini, toplanti aralarini, bire bir yaptiginiz gorusmeleri cok iyi degerlendirip, sirket kulturunun atmosferini toksik yuklenmis kimyasal duygu bulutlari ile doldururlar.
Sikayet tasidigi ve yaydigi duygular acisindan umutsuzluk ve caresizlik hissini besler ve buyutur. Bu hisler bulasicidir da tipki esnemek gibi. Bunu herkes kariyerinde tecrube etmistir eminim. Yapmasak da maruz kalmisizdir. Peki “sikayet” bakis acisina diger taraftan “memnuniyet” firsati olarak bakmak nasil mumkun?
Kocluk yaptigim danisanlarimda bu alan muhakkak karsima cikiyor. Bazi kisiler sikayet etmeye kendisini okadar kaptirmis ki olumsuz duygularin esiri olmus gibiler. Farkinda olmadan kendilerinden de sikayet ediyor aslinda, kendi eksikliklerini, yapamadiklarini goruyorlar. Buna ozelestiri de diyebiliriz tabii.
“Sikayet” ne kadar negatif ve olumsuz olursa olsun aslinda bazi insanlar icin bir ihtiyac. Ona pozitif taraftan yapici yaklasmak da mumkun, cunku sikayetin buyuk degeri var aslinda, ve sikayetin potansiyelini gordugunuzde veya karsidaki kisinin gormesini sagladiginizda iste ozaman degisim basliyor. Bir koc da aslinda kisinin bunu gormesini sagliyor.
Kocluk yaklasimindan baktigimda konuya; “Neyin eksik oldugunu” farketmek gercekte ozel bir yetenek, negatif bir davranis olsa da nereden baktiginiza gore degisiyor hersey. Kisiler bu yeteneklerini nasil da olumlu ve pozitif tarafa donustureceklerini bilmiyor olabilirler, ustune ustuk bunu nasil dile getireceklerini de bilmediklerinden, “sikayet” eden, “sikayetci” damgasi yiyiyor olabilirler, isyerinde veya ozel hayatlarinda.
Evet, sikayet eden sevilmez, ozellikle is ortaminda sikayet etmek hic beklenen ve istenen davraniz degildir, bu kisiler toksik bir enerji yaydiklarindan istenmezler. Hem sikayet edenlere hem de sikayete maruz kalanlara kocluk yaklasimi ile yardimci olmak mumkun.
Oncelikle, bu kisilere “sikayetci, istenmeyen kisi” bakis acisindan degil de, “birseylerin farkli olmasini, farkli yapilmasini isteyen kisiler” olarak bakarak yardimci olabilirsiniz. Sikayetin degerini anlayan sirketler kendilerini gercek anlamda iyilestirip gelistirebiliyorlar. Sikayet Yonetimi bu yuzden de onemli bir kavram. Sikayet ya da siz ona isterseniz geri-bildirim de diyebilirsiniz, bazi kulturlerde hediye olarak da algilaniyor cunku birisine dogru olmadigini dusundugunuz bir konuda geribildirim verdiginizde veya “sikayette” bulundugunuzda aslinda ona cok degerli bir firsat veriyorsunuz – ona ayna tutuyorsunuz – kendisini gormesini sagliyorsunuz ve kendisini degistirmesinin firsatini veriyorsunuz. Sikayet bu kadar degerli evet – nereden baktiginiz da cok onemli.
Sikayet eden kisiye de bu acidan yaklasildiginda, sikayet ettigi konuyu, ‘olumsuzluktan ve negatiflikten’ arindirip kisinin enerjisini ‘istekleri dile getirmeye’ odaklamayi saglayabilirsiniz. Bu ayni zamanda kisinin eksiklik gordugu, degismesini istedigi konuda cozume odaklanmasini da saglayacaktir.

Iyi bir dinleyici oldugunuzda, sikayete konu olan yargilamanin, degerlendirmenin, serzenisin veya fikirlerin satir aralarinda istekleri ortaya cikartacak formulu gormek cok zor degil. Bunu gunluk hayatta yapabilmek cok pratik. “Istegin nedir?” sorusu cok etkili ve sakinlestirici bir guce sahip. Hatirlarsaniz bunu Alaaddin’in Sihirli Lambasindaki Cin soylediginde nasil bir etki yaratiyor karsi tarafta ?

Sikayeti istege cevirmenin enerjisi ve gucu, sikayet eden kisiyi soyle bir dusundurup, sadece problemi dile getirmek yerine, cozum uretmek adina problemin sorumlulugunu almaya itiyor.
Asil amac kisiye sikayeti konusunda cozum onermek degil, onun da sorumluluk almasini saglamak ve cozume yonlendirmektir. Cunku cozum onerdikce cozumleriniz hakkinda da sikayet duyuyor olabilirsiniz, ‘onu daha once denemistik’, ‘olmaz imkansiz’ gibi, cunku karsinizda sikayet eden kisiye sikayet edecegi baska alanlar vermek yerine, ona direk soru sormak en akillica is. Diger kuvvetli sorular sunlar olabilir mesela:

  • Benden tam olarak ne istiyorsun?
  • Nasil cozum uretebilirsin?
  • Sen bu durumda ne yapabilirsin?
  • Adim atmak icin nereden baslayabilirsin?
  • Sana bu konuda kim yardimci olabilir?
  • Sana ben nasil yardimci olabilirim?

Peki kisiden “sikayet etmeyi durdurmayi istemek” nasil bir istek? Yaptigi sikayetin kendisi, calisma arkadaslari ve sirket uzerinde nasil bir etki yarattiginin farkinda olmayan bir kisiden yaptigi hareketi durdurmasini istemek yeterli olmayacaktir ve tam tersi bir etki yaratabilir yani istenmeyen davranisi baska istenmeyen bir davranis ile degistirebilir. Bunun yerine daha spesifik olup, “sikayeti istege cevirmesini” istemek en iyi secenek olacaktir.
Sikayet eden siz olun veya sizden sikayetinizi istege cevirmeniz soruldugunda her istegin 4 farkli cevabi olacagini unutmayin.

  • Evet: Bu cevabi almayi beklemeden isteginizi dile getirin
  • Hayir: Net bir cevap en azindan. Bir daha dusunup yeni alternatif istekler uretmelisiniz.
  • Karsi teklif: Bu karsilikli ortak bir cozum uretmek icin zemin hazirlayacaktir ve dogru yoldasiniz demektir.
  • Bu konuyu arastirip donecegim: Takibe devam.

Bir toplumda bireyler, sikayet konusunda, gerceklestirilebilir karsi tekliflerle birbirlerine isteklerini ilettikleri bir kultur oldugunda ‘caresizlik’ ortamini ‘nin yerini ‘olasi alternatif cozum’ ortami alacaktir.

Size birisi elinde bir sikayet listesi ile geldiginde nasil dusunursunuz?
Yerine bir istek listesi ile geldiginde nasil yaklasirsiniz?

travel-2

Ergenlik Dönemindeki Çocuklarda Özgüven Duygusunun Kaynakları

Ergenlik Dönemi
Fiziksel doğum, bebek anne rahminden ayrıldığı ve göbek bağı kesildiğinde yaşanır ancak ruhsal doğum ergenlik dönemi ile başlar. Ergenlik dönemi bu nedenle insan yaşamında önemli bir eşiktir.

Ergenlik, insanın kendi bireyliğinin ayırdına varması demek. Çocukluk çağı boyunca kendisini az ya da çok anne ve babası ile iç içe hisseden, kendi varlığını anne-babasından ayrı olarak düşünemeyen genç, gelişen zekası ve olgunluk seviyesi sonucu varoluşsal yalnızlığını idrak eder: Kendi bedeni ve ruhsallığı içinde, tıpkı başka herkesin yaptığı gibi yaşamsal bir mücadelenin içine girmesi gerekmektedir…

Kendi yaşamının sorumluluğunu taşımak düşüncesi, bir çocuk için, aklının alamayacağı bir şeydir ve anne-babasının sağladığı koruma, bakım ve sevgi sayesinde çocuk bu farkındalıktan korunur. Ergen ise işin başa düştüğünü bilecek kadar büyümüştür ve bu özellikle başlangıçta oldukça kaygı uyandırıcı bir durumdur. Ergenlik dönemindeki genç, içinde, bir yandan geride bıraktığı çocuksu cennet hayatının yasını tutarken bir yandan da kendi kişiliğini, gücünü keşfetmenin arayışına girer fakat henüz kendisini deneyimsiz ve bilgisiz hissetmektedir. Bu nedenlerle, hüzün duygusunun da oldukça kuvvetle hissedildiği bir dönemdir ergenlik.

Ergenlik Döneminda Özgüven
Özgüven kavramının iki basamağı vardır. Birincisi, insanın yaşamda kendisine de yer bulunduğuna olan inancıdır; işgal ettiği yeri ve statüyü kendine hak görebilmesidir. İkincisi ise yaşamda aktif olmaya, karar vermeye, istemeye, plan yapmaya, hareket etmeye cesaret edebilmektir.
Ergenlik dönemi ndaki gencin iki büyük keşfi bireyselliği ve cinsiyetidir. Ergenin özgüven duygusunu arttıran temel öğe de bu iki alanda kendisini ifade etme imkanı bulabilmesidir.

Ergenlik dönemi, kendi kişiliğini bulma dönemidir ve kişilik deneyim olmadan gelişmez. Ergen, önce “Ben” dediği şeyi deneyimlemek ister. Bunun yolu öncelikle “Hayır.” demektir. Bu çağdaki gençler kendilerine özgü konuşma biçimleri icat ederler örneğin. Kendi aralarında bilinen yeni kelimelerle konuşur, yetişkinlerde görülmeyen jest ve mimiklerle farklarını ortaya koyarlar. Bu, “Sizin gibi değil kendimiz gibiyiz.” demenin bir sembolü… Eski müzikler sıkıcıdır, anne-babaların kuşağının yaşam tarzları, giysileri, zevkleri ise artık geride kalmış ve ters-yüz edilseler çok daha iyi olacak şeylerdir. Önceki dönemlerde büyük oranda anne ve babayı taklit veya kendini anne ve babaya beğendirmek amacıyla geliştirdiği davranışlardan sonra çocuk artık ailenin dışındaki özdeşim kaynaklarına da yönelir. Film yıldızları, müzisyenler, sporcular ya da arkadaş çevresinde saygınlık kazanmış diğer kişiler cazibe merkezi haline gelir. Bu kişiler, toplumda kabul edilir olmak, tıpkı onlar gibi değer verilen biri olmak maksadıyla örnek alınır. Özdeşim merkezinin aileden topluma kayması insan gelişiminin doğal ve gerekli bir adımı olmakla birlikte bu tip ergensi hayranlıkların ne düzeyde derinlemesine, kuvvetli yaşanacağı ergenin içsel olarak kendine olan inancı ve değerli hissedişine bağlıdır. İçsel olarak kendini zayıf hissetme hali, güçsüzlüğün üstesinden gelmek için, görkemli görünen bazı toplumsal kahramanlara aşırı bir öykünme ile sonuçlanabiliyor. Hatırlanması gereken şey, böyle bir durumda sorunun öykünme hali değil içsel olarak zayıf hissetmek olduğudur.
Bu çağdaki gençlerin farklı olmaya uğraşmalarının altında yatan kilit sebep gençlerin kendilerini tanımamaları ancak “büyükleri” görüp biliyor olmaları… Bunun sonucunda, kendilerini ifade edebilmelerinin tek yolu “Büyükler gibi olmamak.” üzerinden kurulabiliyor. Günümüzde film ve müzik yıldızlarının çoğunluğu ergenlere hitap etmek amacıyla ürün ortaya çıkarmaktadırlar ve giyimleri, sözleri ve davranışları ile tam da bu ergensi aykırılık ve farklılık beklentisini karşılayacak tipteler. Benlik denilen kavramın ilk hareket noktası bu farklılaşmadır ve ebeveynlerin aile içinde gencin farklılığına yer açabilmesi, arayış içinde olmasından dolayı genci suçlamaması özgüven gelişimi için gülü bir destektir. Ebeveynin, gencin yaptıklarını kabul etmesi demek değil bu. Gencin hala kendisine sınır koyulmasına ihtiyacı vardır ancak içinde kıpırdanan benlik arayışları ve bazen aşırıya kaçması nedeniyle suçlanması ve kuvvetle bastırılması aynı zamanda kişilik gelişiminin bastırılması demektir.

On yaş civarı bir dönemden itibaren kız çocukların anneleri ve erkek çocukların da babaları ile bir özdeşim ilişkisine girme ihtiyaçları doğar. Çocuklar artık kendilerini büyüyüp bir kadın ya da erkek olacak bireyler olarak gördüklerinden, kendi cinsiyetlerinden olan ebeveyne bir bağlılık geliştirirler. Baba, oğluna erkek olmayı öğretir ve anne de kızına bir kadın olmayı. Bu ilişkinin sağlıklı kurulabilmesi için ise diğer ebeveynin onayına ihtiyaç vardır. Oğulun baba ile kurduğu ilişkinin anne tarafından ve kızın anne ile kurduğu ilişkinin baba tarafından saygı görmesi gerekir. Bu yolla genç kendi cinsiyetini kavrama imkanı bulur. Anne ve babasından beslenerek akran gruplarına açılan gençler, kendilerini ispat çabasını daha az duyarlar ve şaşkınlık veya güvensizlikleri daha hafiftir.
Ergenlik döneminde, önceki çocukluk döneminde aile ve yakın çevreden alınan değerlerin tahrip edilmesi, bazen önceki değerler ile çelişen yeni değerlere yönelme eğilimi genç için bir suçluluk duygusu kaynağıdır. Bu suçluluğu taşıyamayan genç kendini büyüyüp kişiliğini bulmaktan alıkoyar. Bu dönem içinde gencin kendi kimliğini bulması bir isyan hareketi ile başlasa da ilerleyen zamanda oluşması gelişimin önünü açacak temel cümle “Kendimi keşfedebilmek için size değil benim varlığımı biçimlendirmeye yönelik beklentilerinize “Hayır.” diyorum ve bugüne dek bana verdiklerinizi de alarak kendime özgü yolculuğuma çıkmaya cesaret ediyorum.” diyebilmektir.