travel-2

Ergenlik Dönemindeki Çocuklarda Özgüven Duygusunun Kaynakları

Ergenlik Dönemi
Fiziksel doğum, bebek anne rahminden ayrıldığı ve göbek bağı kesildiğinde yaşanır ancak ruhsal doğum ergenlik dönemi ile başlar. Ergenlik dönemi bu nedenle insan yaşamında önemli bir eşiktir.

Ergenlik, insanın kendi bireyliğinin ayırdına varması demek. Çocukluk çağı boyunca kendisini az ya da çok anne ve babası ile iç içe hisseden, kendi varlığını anne-babasından ayrı olarak düşünemeyen genç, gelişen zekası ve olgunluk seviyesi sonucu varoluşsal yalnızlığını idrak eder: Kendi bedeni ve ruhsallığı içinde, tıpkı başka herkesin yaptığı gibi yaşamsal bir mücadelenin içine girmesi gerekmektedir…

Kendi yaşamının sorumluluğunu taşımak düşüncesi, bir çocuk için, aklının alamayacağı bir şeydir ve anne-babasının sağladığı koruma, bakım ve sevgi sayesinde çocuk bu farkındalıktan korunur. Ergen ise işin başa düştüğünü bilecek kadar büyümüştür ve bu özellikle başlangıçta oldukça kaygı uyandırıcı bir durumdur. Ergenlik dönemindeki genç, içinde, bir yandan geride bıraktığı çocuksu cennet hayatının yasını tutarken bir yandan da kendi kişiliğini, gücünü keşfetmenin arayışına girer fakat henüz kendisini deneyimsiz ve bilgisiz hissetmektedir. Bu nedenlerle, hüzün duygusunun da oldukça kuvvetle hissedildiği bir dönemdir ergenlik.

Ergenlik Döneminda Özgüven
Özgüven kavramının iki basamağı vardır. Birincisi, insanın yaşamda kendisine de yer bulunduğuna olan inancıdır; işgal ettiği yeri ve statüyü kendine hak görebilmesidir. İkincisi ise yaşamda aktif olmaya, karar vermeye, istemeye, plan yapmaya, hareket etmeye cesaret edebilmektir.
Ergenlik dönemi ndaki gencin iki büyük keşfi bireyselliği ve cinsiyetidir. Ergenin özgüven duygusunu arttıran temel öğe de bu iki alanda kendisini ifade etme imkanı bulabilmesidir.

Ergenlik dönemi, kendi kişiliğini bulma dönemidir ve kişilik deneyim olmadan gelişmez. Ergen, önce “Ben” dediği şeyi deneyimlemek ister. Bunun yolu öncelikle “Hayır.” demektir. Bu çağdaki gençler kendilerine özgü konuşma biçimleri icat ederler örneğin. Kendi aralarında bilinen yeni kelimelerle konuşur, yetişkinlerde görülmeyen jest ve mimiklerle farklarını ortaya koyarlar. Bu, “Sizin gibi değil kendimiz gibiyiz.” demenin bir sembolü… Eski müzikler sıkıcıdır, anne-babaların kuşağının yaşam tarzları, giysileri, zevkleri ise artık geride kalmış ve ters-yüz edilseler çok daha iyi olacak şeylerdir. Önceki dönemlerde büyük oranda anne ve babayı taklit veya kendini anne ve babaya beğendirmek amacıyla geliştirdiği davranışlardan sonra çocuk artık ailenin dışındaki özdeşim kaynaklarına da yönelir. Film yıldızları, müzisyenler, sporcular ya da arkadaş çevresinde saygınlık kazanmış diğer kişiler cazibe merkezi haline gelir. Bu kişiler, toplumda kabul edilir olmak, tıpkı onlar gibi değer verilen biri olmak maksadıyla örnek alınır. Özdeşim merkezinin aileden topluma kayması insan gelişiminin doğal ve gerekli bir adımı olmakla birlikte bu tip ergensi hayranlıkların ne düzeyde derinlemesine, kuvvetli yaşanacağı ergenin içsel olarak kendine olan inancı ve değerli hissedişine bağlıdır. İçsel olarak kendini zayıf hissetme hali, güçsüzlüğün üstesinden gelmek için, görkemli görünen bazı toplumsal kahramanlara aşırı bir öykünme ile sonuçlanabiliyor. Hatırlanması gereken şey, böyle bir durumda sorunun öykünme hali değil içsel olarak zayıf hissetmek olduğudur.
Bu çağdaki gençlerin farklı olmaya uğraşmalarının altında yatan kilit sebep gençlerin kendilerini tanımamaları ancak “büyükleri” görüp biliyor olmaları… Bunun sonucunda, kendilerini ifade edebilmelerinin tek yolu “Büyükler gibi olmamak.” üzerinden kurulabiliyor. Günümüzde film ve müzik yıldızlarının çoğunluğu ergenlere hitap etmek amacıyla ürün ortaya çıkarmaktadırlar ve giyimleri, sözleri ve davranışları ile tam da bu ergensi aykırılık ve farklılık beklentisini karşılayacak tipteler. Benlik denilen kavramın ilk hareket noktası bu farklılaşmadır ve ebeveynlerin aile içinde gencin farklılığına yer açabilmesi, arayış içinde olmasından dolayı genci suçlamaması özgüven gelişimi için gülü bir destektir. Ebeveynin, gencin yaptıklarını kabul etmesi demek değil bu. Gencin hala kendisine sınır koyulmasına ihtiyacı vardır ancak içinde kıpırdanan benlik arayışları ve bazen aşırıya kaçması nedeniyle suçlanması ve kuvvetle bastırılması aynı zamanda kişilik gelişiminin bastırılması demektir.

On yaş civarı bir dönemden itibaren kız çocukların anneleri ve erkek çocukların da babaları ile bir özdeşim ilişkisine girme ihtiyaçları doğar. Çocuklar artık kendilerini büyüyüp bir kadın ya da erkek olacak bireyler olarak gördüklerinden, kendi cinsiyetlerinden olan ebeveyne bir bağlılık geliştirirler. Baba, oğluna erkek olmayı öğretir ve anne de kızına bir kadın olmayı. Bu ilişkinin sağlıklı kurulabilmesi için ise diğer ebeveynin onayına ihtiyaç vardır. Oğulun baba ile kurduğu ilişkinin anne tarafından ve kızın anne ile kurduğu ilişkinin baba tarafından saygı görmesi gerekir. Bu yolla genç kendi cinsiyetini kavrama imkanı bulur. Anne ve babasından beslenerek akran gruplarına açılan gençler, kendilerini ispat çabasını daha az duyarlar ve şaşkınlık veya güvensizlikleri daha hafiftir.
Ergenlik döneminde, önceki çocukluk döneminde aile ve yakın çevreden alınan değerlerin tahrip edilmesi, bazen önceki değerler ile çelişen yeni değerlere yönelme eğilimi genç için bir suçluluk duygusu kaynağıdır. Bu suçluluğu taşıyamayan genç kendini büyüyüp kişiliğini bulmaktan alıkoyar. Bu dönem içinde gencin kendi kimliğini bulması bir isyan hareketi ile başlasa da ilerleyen zamanda oluşması gelişimin önünü açacak temel cümle “Kendimi keşfedebilmek için size değil benim varlığımı biçimlendirmeye yönelik beklentilerinize “Hayır.” diyorum ve bugüne dek bana verdiklerinizi de alarak kendime özgü yolculuğuma çıkmaya cesaret ediyorum.” diyebilmektir.

Tags: No tags
0

Comments are closed.